22 Mart 2018 Perşembe

"kendimi paketledim"

Serkan Çalışkan’ın otosansürü odağına alan “Kendimi Paketledim” adlı kişisel sergisi 7 Nisan'da Bant Mag. Havuz'da açılıyor. ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... ....... .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ............ .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ............ .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ............ .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ............ .. .. .. .. .. ... .. ......... ............. ..................... ........... ..... “Otobiyografik bir kurgu ile oluşturulan sergide, kimlik, aidiyet, resmiyet, temsiliyet gibi çoğaltılabilecek birçok “ucube” kavramdan kaçışın öyküsü anlatılmaktadır. Sergideki bu kaçış, fiziksel sınırları aşmak yerine, olduğun yerde donup-kalma ve saklanma olarak karşımıza çıkmaktadır. Saklanılan tek yer ise bedenin kendisidir ve bir kabuk olarak beden, kimliği kafesleyen bir hapishaneye dönüşmektedir. Kutular ve kadraja sıkışan portreler; işitip unutulamayan ve görmezden gelmeye çalıştığımız cümlelerin ağırlığı ile karşımıza çıkmaktadır.” “Kendimi Paketledim”, 3 Mayıs’a dek Bant Mag. Havuz / Bina’da görülebilir.

28 Aralık 2017 Perşembe

Anxiety Zone sergisi için Hülya KÜPÇÜOĞLU ile yaptığımız söyleşi EK Dergi'de

Serkan Çalışkan Balıkesir’de bulunan Blogspot’ta ‘Anxiety Zone’ adlı kişisel bir sergi açtı. Toplumsal kaygı ve karamsarlık hissini, kendi yaşamından da yola çıkarak gerçekleştiren sanatçı, eserlerini dışavurumsal bir yaklaşımla sunuyor..................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... Anxiety Zone sergisi nasıl bir süreçte ortaya çıktı?.......................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... Birkaç yıldır ne olduğunu tam anlamdıramadığımız ama kendimizi köşeye sıkışmış hissettiğimiz bir dönemden geçiyoruz. Üst üste patlayan bombalar, ablukalar, siyasilerin kötücül dili, değişen şehirler ve yetmez gibi OHAL süreci bu kaygı seviyesini iyice arttırdı. Ülkenin ve dünyanın içinden geçtiği süreç aslında bu serginin merkezini oluşturuyor. Fakat doğrudan olay örgüleri ile izleyiciye açık ipuçları bıraktığım söylenemez. Serginin bütününde, beni ve tüm çevremi saran kaygı ve karamsarlık hissinin peşindeydim....................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... İzlediğimiz portrelerde esinlendiğiniz kişiler ya da olaylar var mı?............................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................ Evet. Bazıları otoportre zaten. Bir tür günlük gibi, hem kendime ait şeyler hem de tanık olduğum olaylardan bir kurgu oluşturduğumu söyleyebilirim. Örneğin “Sokaktaki Prenses” adlı çalışma, bir kafede otururken gördüğüm bir çocuk. Ailesi ile okul çıkışı onlar da kafeye gelmişler. İlkokul önlüğü, kafasında bir taç ve inanılmaz huysuz bir çocuktu. Cinsiyet rollerinin ilkokul önlüğü ile tarafımıza dayatıldığı bir üniformadan bahsediyorum. Bir sürü trans birey ait olmadığı bedene ait üniformaları giymek zorunda bırakılıyor. Zaten birçoğu da eğtimini yarıda bırakıyor. Bu kadar sembolik bir üniforma ile bizlere dayattığı beden ve cinsiyet algısı yetmez gibi, o kız çocuğu bir prenses tacı takmış. Prenses olmak ne demek? Prenseslik dışında bir yol yok mu kadın olabilmek için? Aslında basit bir andı, sokakta binlerce çocuk onun gibi. Beni de endişelendiren de tam o kısmı. Bedenlerimiz, kimliklerimiz gibi birçok şey başkaları tarafından kurgulanıyor ve sıkıcı olan kısmı da bu........................................................................................................................... Resimlerdeki mekanlar genelde yalın ve belirsiz, bu seçiminizin duyguyu ön plana çıkarmak için olduğunu söyleyebilir miyiz?........................................................................................................................................................................................................................................................ Evet, daha önce de dediğim gibi, o kaygı ve köşeye sıkışmışlık hissinin peşindeydim. Bunun için de, daha önceki resimlerimin aksine daha sadeleşmeye ve tamamen figüre odaklanmayı denedim................................................................................................... Peki birey olarak sizi kaygılandıran süreçler ya da şeyler neler?. ............................................................................................................................................................................................................................................................................................................ Tanıtımlarda kullanılmak için sergi hakkında bir yazı yazmıştım. O yazıyı kendim yazmak istedim çünkü bu duygularla yola çıktığımı birinci ağızdan anlatmak daha samimi geldi. O yazı ise aslında beni kaygılandıran şeylerin bir tür listesiydi. Bombalanan şehirler var ve hiçbir şey yapamıyorsunuz. Ya da yakın arkadaşlarınız birer birer ülkeyi terkediyor, gidişlerini izliyor, üzülüyor ve ardından yine televizyon ya da internetteki korkunç haberleri izliyorsunuz. İnsan haklarının nasıl ihlal edildiğini görüyorsunuz ve yine bir şey söyleyemiyorsunuz ki söylerseniz başınıza neler geleceğini az biraz biliyorsunuz. İşten atılan hocalarınız, sevdikleriniz var ve siz sustukça hep biraz daha köşeye sıkışıyorsunuz. Kendi kendimize bile bazen dürüst davranamıyoruz bu endişelerden. Sanırım beni kaygılandıran demek yerine hepimizin kaygılarının aslında ortak olduğu ve farklı yöntemlerle de olsa aynı yalnızlığa ve kaygıya sahip olduğumuzu bilmemiz gerekiyor................................................................................................................................................................................................................. Sergide sadece kendi endişelerinizden yola çıkarak yaptığınız bir eser var mı?...................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... “İlkokul Hatırası” ve “Hatırlamak” doğrudan kendi anılarımla ilgiliydi. Ama az önce de belirttiğim gibi, hepimiz ortak şeyler yaşıyoruz. İlkokul Hatırası’nda uzaylı kulağı ile yarabantlı bir çocuk. Onun ben veya başka biri olmasının önemi yok, çünkü şu anda buna benzer acıları veya dramatik olayları yaşayan çocuklar var bir yerlerde. Varoluşundan dolayı çevresinde, okulda, kamusal alanlarda, ucube, uzaylı, tuhaf gibi çoğaltılabilecek birçok kötücül sözle damgalanan ve büyük yaralar alan çocuklar......................................................................................... Eserlerinizin dışavurumcu bir tavırla yapıldığı söyleniyor, sizce?... ..................................................................................................................................................................................................................... ...................................................................... Olabilir, ifade ile ilgileniyorum......... .................................................................................................................................. Periferi ve merkez bağlamında, Türkiye’de çağdaş resim sanatını nasıl değerlendiriyorsunuz?...................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... İstanbul dışında gerçekleşen bir sergiyi konuştuğumuz için öncelikli olarak sana çok teşekkür etmeliyim. Malesef İstanbul’dan ne kadar uzaklaşırsanız sanattan da o kadar uzaklaşılıyor gibi. Birileri farklı şehirlerde üretim yapmaya ya da bir alan oluşturmaya çalıştığında da sanat basını pek ilgilenmiyor. Ayrıca, merkezden uzak olmanızın önemi de yok, İstanbul’da olsanız da merkezi belirleyen belli bir network var ve bu ağın içinde değilseniz sizin yaptığınız pek görülmüyor. Bunun yanında sanatçılar üzerinde bir baskı var, bu da eserin satış meselesi. En görünen, en bilinen ve satılan eserin “iyi eser” olduğu yanılgısı oluşturuluyor. Bağımız ve merkezden uzak alanlarda çalışmanın önemi de burada devreye giriyor............................................................................................................................................................................................... Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? ...................................................................................................................................................................................................................................... Duygu Sabancılar’a çok teşekkür etmek istiyorum. Muhteşem bir enerjisi var ve Blogspot’da çok güzel şeyler yapacağına inanıyorum. Ve, bu alanı benimle paylaştığın için sana tekrardan çok teşekkür ederim................................................................................................................................................................................................................... Röportajın orjinali için .. http://www.ekdergi.com/serkan-caliskan-anxiety-zone/

9 Aralık 2017 Cumartesi

"Anxiety Zone" 11 Aralık Pazartesi saat 17:00'de Blogspot'da........... ........................... ..........................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................------------------/////////ANXIETY ZONE///////////------------------------------------------------------------------------------ Hikayesini içinde saklayan nesne yığıntısı şehirler. Her yerde bir şey hatırlatan sıradan yüzler, hayatlarımızın kesiştiği üniformalar, televizyondaki görüntüler, şaşkın ifadeler, internetteki kısacık sohbetler, bombalanan şehirler, tıkanık lavabolar, birikmiş çöpler, hep büyük harfle başlayan kelimelerin hakimiyeti, ülkeyi terkeden arkadaşlar, içinden çıkamadığımız dolaplar, çıkınca yakılan bedenler, duvar kenarlarındaki kedi mamaları, whatsapp’taki mavi tik, kopmuş düğmeler, caddeleri dolduran ve ne taşıdığı belli olmayan kamyonlar, değişen sokaklar, söylenebilecek binlerce kelime, harf, boşluk. Unutamamak bulaşıcı bir virüs gibi, imgelerle çoğalıp, şehrin her yerine hızla yayılıyor. Siz arkanıza bakarak yürürken, o aniden önünüzde beliriyor. Hatırlatma kılavuzları gibi işleyen hortlak anılar. Herkes yoğun, yorgun, endişeli. Başa çıkma yolları ne çok birbirine benziyor oysa...

30 Kasım 2017 Perşembe

komplo teorisi'ndeki çalışmam: "çok yalnızım" Sanatçı kitabı,,,,,,, "l'm so lonely" artist book

"komplo teorisi"

KOMPLO TEORİSİ Bugün sanat, bilim, politika gibi birçok alanda salgın gibi, mental bir hastalık olan komplo teorilerinin dile getirildiğine tanık oluyoruz. Bir çeşit bilgi simülasyonu olan komplo teorileri gerçeklikle başa çıkmak için yeterli zihinsel ve ruhsal donanıma sahip olamama halinden kaynaklanan bir zafiyettir. Bu teoriler hastalığı iyeleştirmeyen ama semptomlarını ortadan kaldıran ağrı kesici ya da uyuşturucu gibidirler. Kullanıldıkça, sorunları çözememekten ve ötelemekten dolayı ölümcül sonuçlara yol açarlar. Bu nedenle onlarla hesaplaşmak kaçınılmaz bir ödevdir. Komplo teorilerine sarılmanın ve ondan vazgeçememenin nedenleri bulunur. İlkin bu teoriler oldukça çekicidir. Bu çekicilik ise komplo teorilerinin faillerinin mistik, belirsiz ve çok güçlü olmasından gelmektedir. Gizem ve güç insanları her zaman kendine çekmiştir. Gizem ve gücü takip edenler bu gizem ve gücü paylaştıklarını düşünürler. Ayrıca komplo teorileri bireylerin sorumluluğunu üstlerinden aldığı için huzurlu bir edilgenliğe kendilerini bırakmalarını sağlar. Ama tüm bunlar bir yanılsamadır. Komplo teorileri yanlış bir bilincin ürettiği çarpıtılmış gerçeklik görüntüsüdür. Komplo teorileri bir yönüyle sanatsal yaklaşıma da benzer gibidir. Bu benzerlik komplo teorilerin gizeminden gelir. Gizem her zaman bir mesafeye ve loşluğa ihtiyaç duyar. Bu mesafe ve loşluk belirsizliğe yol açar ve belirsizlik bireylerin hayal gücüyle doldurulur. Hayal gücünün harekete geçmesi bireyde özne olduğuna dair yanılsama yaratır. Bu durum sanatsal tavra benzer. Sanatsal yaklaşımda birey, bir özne olarak ve hayal gücü marifetiyle verili olanı aşabilir. Ama komplo teorilerinde ne özne olunabilir ne de verili durum aşılabilir. Komplo teorileri sadece bu yanılsamayı yaratır. Aslında komplo teorisi sanat alanına 1996 yılında J. Baudrillar’ın “Sanat Komplosu” makalesi ile girmiştir. Baudrillard makalesinde sanatın aslında tanımlandığı şekliyle ve işlevsel olarak çoktan ortadan kalktığını onun yerine onu taklit eden ama hiç de sanat olmayan bazı üretimler bıraktığını söylüyordu :Sanat artık imge düşmanı (ikonoklast) bir şeye dönüşmüştür. Modern imge düşmanlığı Kendini imgeleri yok etme şeklinde değil, sınırsız sayıda bomboş, üstünde görülebilecek hiçbir şey olmayan imgeler üretmek şeklinde göstermektedir. Bunlar sözcüğün gerçek anlamında geride iz bırakmayan imgelerdir. Estetik açıdan üstünde bile durmaya değmeyecek şeyler olmakla birlikte kaybolup giden bir şeyleri anımsattıkları söylenebilir. Bir sırları varsa o da budur. Baudrillard’ın sanat komplosu belirsiz kötücül bir gücün değil bizzat kapitalist sistem tarafından ortaya çıkarılmış bir sonuçtur. Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” kitabında da göstermeye çalıştığı gibi kurumların, kavramların tarihsel içerikleri kaybolmuş bunun yerine işlev ve anlamdan azade ikizleri geçmiştir. Sanatsal nesneler ve eylemler görünüşte vardır ama yoktur. Türkiye’deki özellikle çağdaş ve güncel sanat alanının konuları kendi yaşadığı hayattan, kendine ait meselelerden daha farklı alanlara yoğunlaşmış görünmektedir. Temelde estetik tecrübeleri dışlayıp, daha kavramsal, analitik, dilsel süreçleri merkeze koyan, politik bir tavırla sanatsal alana yaklaştığını söyleyen, iddia eden bu sanatsal çerçevenin, çevrenin içinde yaşadığı hayata kayıtsız kalması da ayrıca sorgulanması geren bir durumdur. Bunun yerine bu sanatsal çerçevenin, çevrenin uluslararası sanat sistemine ve onunda çevreleyen uluslararası eko-politik yapılara angaje olarak, minör bir yaklaşımla yerel kimlikler ve cinsel tercihlere uzunca bir süre odaklandığını söylemek mümkündür. Şimdi böyle bir perspektiften bakınca kafaların biraz karışması mümkündür. Ama biliyoruz ki sanat zaten modernitenin başından beri Kafaları karıştırma ve sonra berraklaştırma görevini üstlenmiştir. Tüm eleştirimize rağmen, ne dersiniz acaba bazı komplo teorileri doğru olabilir mi? ......................................................................................... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... ....... Küratör: Fatih Balcı, Duygu Sabancılar ..................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... Sanatçılar Ata Kam Gülçin Aksoy Rafet Arslan Özgürcan Artan Eda Aslan Barış Atiker Fatma Çakmak Serkan Çalışkan Gizem Enuysal Murat Han Er Olcay Erdinç Genco Gülan Ayfer Karabıyık Hülya Küpçüoğlu Esra Sağlık Merve Seçkin Muhammed Soydaş Rüçhan Şahinoğlu Sabahattin Şen Merve Üstünalp Serdar Yılmaz ................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................... Tasarım: Ercan Makreş .....................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................................
BLOGSPOT Sanatın üretim, etkileşim, dolaşım ve paylaşımına katkıda bulunmak amacıyla, kar amacı gütmeyen ve Balıkesir merkezli bir sanat mekanı olarak 2017 yılında kurulan Blogspot; bir sanatsal kullanım alanı olarak internet ortamında işleyen blogspot mantığını yine aynı ad ile fiziksel bir mekana taşımayı hedeflemektedir. BLOGSPOT/ Hasan Baba Çarşısı Kat 5/452 Balıkesir

21 Kasım 2013 Perşembe

2 Kasım 2013 Cumartesi



Contemporary Istanbul tarafından Türkiye’de ilki  gerçekleştirilen sanat kampı projesi BodrumContemporary Art Campus (BCAC), önceki gece düzenlenen davetle açıldı. Bodrum Yahşi’deki açılışta bir konuşma yapan Contemporary Istanbul Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, bu projenin dünyada ilk defa bir sanat fuarı organizasyonu tarafından başlatılan ‘sanat kampı/sanatçı ikamet’ projesi olma özelliğini taşıdığına dikkat çekerek, Türkiye’de nitelikli sanata ihtiyaç duyulduğunu ve BCAC’nin de bu ihtiyaçtan doğduğunu belirtti.

Açılışta ayrıca Ankara’daki Siyah Beyaz Galeri’nin de 30. yılıkutlandı. Bodrum Yahşi’deki BCAC’nin akademik koordinatörlüğünü Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman üstlendi.
Program, 12 ay boyunca uluslararası kurum ve üniversiteler ile iş birliği halinde yurtiçi ve yurtdışından genç çağdaş sanatçılara eğitim ve üretim imkanı sunuyor. Ağustos 2013 itibariyle başlayan projede konuk edilen ilk sanatçıları ise şöyle; Engin Konuklu, Görkem Ergün, SerkanÇalışkan, Kıvılcım Harika Seydim, Ahmet Sarı, Duygu Sabancılar ve Ayfer Karabıyık.
2 milyon dolarlık yatırımla hayata geçen BCAC, dünyaca ünlü çağdaş sanatçıları Bodrum’a davet ederek genç sanatçılarla beraber 6-8 haftalık atölye-çalıştaylar, akademik konferans ve paneller düzenlemelerini sağlayacak ve sene boyunca 100’ün üzerinde sanatçıyı ağırlayacak.
Beş dönüm arazide
5 dönüm üzerine kurulu ve içerisinde bar, havuz, 8 apart ünite, açık-kapalı çalışma alanları, açık amfi barındıran kampus, genç Türk sanatçılarının, Avrupa ve ABD’den gelen sanatçılarla bir arada sanat üretmesini amaçlıyor. Aynı anda 16 sanatçı eğitim alabiliyor ve sanatçılarınkonaklama, ekipman, malzeme ve ulaşım ihtiyaçları BCAC tarafından karşılanıyor.
Mimari tasarımı Murat Artu tarafından yapılan BCAC’ye katılacak sanatçıları belirleyecek olan seçiciler kurulunda Agah Uğur, Prof. Dr. Ali Akay, Ali Güreli, Faruk Sade, Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Michael Schultz, Tarık Ersin Yoleri yer alıyorlar.

http://gundem.milliyet.com.tr/sanatcilarin-ikamet-adresi-artik/gundem/detay/1749040/default.htm

"Bodrum Contemporary Art Campus"


Bodrum Contemporary Art Campus

http://www.contemporaryistanbul.com/#bodrumartacademyIn its 8th edition Contemporary Istanbul gave a start to “Bodrum Contemporary Art Campus (BCAC)”, an artist residency project taking place in Bodrum Yahşi. This project is also the first “art campus/artist residency” project in the world initiated by an art fair organization. BCAC of which Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman is the academic coordinator, provides the local and foreign young contemporary artists the opportunity of education and creation for 12 months in coordination with international universities and institutions.
Started in August 2013, the project’s first artists included,Engin Konuklu; Dokuz Eylül Fine Arts Institute,Görkem Ergün; Kadir Has University Department of Design, Serkan Çalışkan; Marmara University Fine Arts Institute, Department of Painting, Kıvılcım Harika Seydim; Marmara University Fine Arts Institute Department of Painting, Ahmet Sarı; Anadolu University Fine Arts Faculty Department of Printing Arts, Duygu Sabancılar; Mimar Sinan Fine Arts University Social Sciences Institute Painting Program, Ayfer Karabıyık; Mimar Sinan Fine Arts University Social Sciences Institute Department of Painting.
Realized with a 2 million dollars investment, BCAC invites worldwide known contemporary artists to Bodrum where more than 100 young artists will have the opportunity to take part in 6 to 8 weeks long workshops, academic conferences and panel discussions all year long.
The project was launched on the 1oth, August with a special party where the 30th anniversary of Siyah-Beyaz 10 Gallery had also been celebrated with the participation of many known artists, collectors, curators, academicians, business people as well as members of the press.
Established on 5 decares of land the campus includes a bar, a pool and an 8 apart unities with open-air and closed working spaces and an amphitheater, aims young Turkish, European and American artists create art all together. 16 artist can all receive training simultaneously. The participants’ equipment, material, accommodation and transport fees are paid by BCAC. Designed by the architect Murat Artu as a center for art creation BCAC will also be Bodrum’s foremost tourism and promotion center.
BCAC Selection Committee designating the participant contemporary artists is as follows;
Agah Uğur, Borusan Holding Member of the Board and CEO and Saha Vice Chairman
Prof. Dr. Ali Akay, Mimar Sinan University Head of Sociology Department, Curator, Contemporary Istanbul’s Member of  Advisory Committee
Ali Güreli, Contemporary Istanbul’s Chairman
Faruk Sade, Siyah-Beyaz Gallery’s Owner
Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Kadir Has University Vice Chancellor, Contemporary Istanbul’s General Coordinator
Michael Schultz, Owner of Gallery Michael Schultz, Contemporary Istanbul’s Member of Advisory Committee
Tarık Ersin Yoleri, Owner of Yoleri Fine Art Gallery, Contemporary Istanbul’s Member of Advisory Committee
Bodrum Contemporary Art Campus

6 Haziran 2013 Perşembe


Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü Sergisi

Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü 2013 kazananları 22 Mayıs 2013 tarihinde Akbank Sanat’ta gerçekleştirilen bir ödül töreni ile açıklandı.

Ödül alan sanatçılar:

Serkan Çalışkan
Engin Konuklu
Suat Öğüt
Kıvılcım Harika Seydim


Sanatçılar: Mükerrem Baki, Serkan Çalışkan, Türkay Çotuk, Gülderen Görenek, Berat Işık, Engin Konuklu, Elif Köse, Suat Öğüt, Ceylan Öztürk, Kıvılcım HarikaSeydim, Gamze Taşdan, Serkan Taycan


Sergi Tasarımı: EAA - Emre Arolat Architects

Sergi Tarihi: 23 Mayıs – 31 Temmuz 2013

Akbank Günümüz Sanatçıları Ödülü, çağdaş sanat alanındaki gelişmeleri desteklemek ve genç sanatçılarar destek olmak amacıyla Resim ve Heykel Müzeleri Derneği ve Akbank Sanat işbirliğiyle düzenlenen yarışma sonucunda verilmiştir. Jüri tarafından değerlendirilen başvurular arasından seçilen 12 eser 23 Mayıs- 31 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen sergide sanatseverlere sunulmuştur.

30 yılı aşkın süredir Türkiye'de çağdaş sanatın oluşumuna katkıda bulunan Günümüz Sanatçıları sergisi bu sene yeni yapısıyla bir kere daha genç sanatçıların başvurularını değerlendirerek sergiye katılacakları seçti. Sergi her yıl olduğu gibi bu yıl da Türkiye'deki sanatın düzeyini yansıtıyor.

Günümüz Sanatçıları sergisi ikili bir işlev taşıyor. Bugüne kadar Türkiye'nin sanat dünyasında söz sahibi olmuş, hatta dünyaya açılma olanağını bulmuş neredeyse tüm sanatçıların katıldığı bu sergiler, bir yandan çağdaş sanatın geldiği noktayı vurguluyor ve onun öncü işaretlerini veriyor. Diğer yandan da kendini ifade etme olanağını henüz kazanamamış gençlere kendilerini duyurmak, tanıtmak olanağını sunuyor. 2013 sergisi de her iki düzeydeki işlevi sürdürecek.

Bu yılki yarışmanın önemli bir yanı ise sergi düzenlemesini mimar Emre Arolat'ın yapması. Serginin yansıttığı genel düzey, Arolat'ın düzenlemesiyle başlı başına bir etkinliğe dönüşüyor.


http://www.akbanksanat.com/sanatci_bilgileri

25 Kasım 2012 Pazar


"doğanın arzu nesnesi"

Doğanın Arzu Nesnesi” 5 Aralık 2012 – 5 Ocak 2013 tarihleri arasında
Olga Alexopoulou, Sedat Akdoğan ve Serkan Çalışkan’ın eserlerinden oluşan karma sergi ile Art Suites Gallery Beyoğlu’nda bir araya geliyor.
Son yıllarda sermaye birikimi yüzünden, dünya genelinde ekosistemin dengesini yitirmesi sonucu küresel kriz ile beraber doğayı daha fazla sorgulamaya başladık. Doğa bize sunduğu nimetlerin yanında, hiç beklemediğimiz bir anda bize karşı yıkıcı gücünü de göstermesine rağmen insan ve doğa arasında ki ilişki kapital sistem sayesinde genel olarak parçalanmış görünüyor.

Sanatçı Olga Alexopoulou’nun işlerinde doğanın kendi iç dinamiklerinin etkisi üzerine yapılan işlerin yanında, daha önce duvarlara graffiti olarak yaptığı çalışmalarının bazılarını, aynı uygulama biçiminde galeri mekanına tuval yüzeyinde yeniden üretiyor.  Ayrıca resimlerinde ki güçlü fırtına çağırışımı ile hem soyut hem de resimsel etkileri sayesinde bir yandan uzak doğu resimlerinin şiirsel dinginliğini de hatırlatıyor.
Sedat Akdoğan, dijital çağda doğa üzerine düşünmemizi gerektirecek nedenleri sorguluyor. Kendi portresini kuruyan toprağın altından yaşam alanı sağlamaya çalışan böcekler ile beraber kurguluyor. Doğanın çöküşüne karşı verilen ruhsal reaksiyon gibi. Sanatçının dijital ortamda ürettiği çalışmalarında kullandığı simgelerin doğa ile ilişkisi ve göndermeleri oldukça düşündürücü.
Sanatçı Serkan Çalışkan’ın, toplumsal cinsiyet, kimlik, ötekinin ne olduğuna dair incelediği resimlerinde, özgün eksperis bir tavır ile resmettiği ve resmin içine dahil ettiği yazılar ve simgesel formlar ile dikkatimizi çekiyor. Resimlerin ironik isimleri üretilen eser ile bir bütün halinde, yapıtı oluşturan temel yapı taşı, ayrı bir şekilde düşünülemez gibi.

“Doğanın Arzu Nesnesi” 5 Aralık 2012 – 5 Ocak 2013 tarihleri arasında Art Suites Gallery Beyoğlu’nda görülebilir.

31 Ekim 2012 Çarşamba

İkametgah Kadıköy ll

Kadıköylü galeriler, sanat inisiyatifleri ve tasarım mekânları bu yıl "İkametgâh Kadıköy-Birlikte ve Bağımsız-II" başlıklı etkinlikler dizisinin ikincisini, 7 Kasım-9 Aralık 2012 tarihleri arasında gerçekleştiriyor. İlkinde Anadolu Yakası’ndaki üretimi ve paylaşımı çıkış noktası olarak alan etkinlik, bu yıl içine yeni mekânları, Kadıköy’de üreten sanatçıların yanısıra Avrupa yakasından ve yurt dışından katılan sanatçıları da katarak yola devam ediyor.

Yukarıdan aşağıya bir örgütlenme modeli yerine, katılan her mekanın ve her sanatçının  kendi özgünlüğü ve bağımsızlığını koruyarak birlikte hareket etme ve paylaşma modelini benimsiyor.

Sanatçılar  kavramsal ve biçimsel bir çerçevenin içine girmeden resim, heykel, video, illüstrasyon, fotoğraf, yerleştirme, tasarım, karikatür  gibi farklı disiplinlerdeki   çalışmalarını 12 ayrı mekanda sergileyecekler. Sergilerin yanısıra çeşitli performanslar, konserler, workshoplar, sanatçı konuşmaları, çocuklarla yapılacak çalışmalarla paneller ve söyleşilerle de izleyicilerle buluşulacak.

 7 Kasım-9 Aralık 2012 tarihleri arasında  gerçekleştirilecek olan İkametgâh Kadıköy , Asfalt Art Gallery, Barış Manço Kültür Merkezi (Hush), İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi, KargART , Halka Sanat Projesi, Kabine Nadire, Sanat Bahane, Zelazo, Tasarım Parkı, Dunia, GİT ve Burg Giebichenstein University of Art & Design sanat alanlarında  tüm sanatseverlerin paylaşımına açıktır.


17 Şubat 2012 Cuma

"şimdi ve burada"

"şimdi ve burada"

ŞİMDİ VE BURADA / NOW AND HERE


Günümüz dünyasında Sanat, hızlı tüketim ideolojisi içinde yer almaya başlamış, Türkiye’de sanatın ne olduğu ve değeri çözümlenmemişken, Türk sanat ortamı, ne yazık ki kendini bu ideoloji içinde bulmuştur. Son yıllarda sayısı artan sanat kurumları, fuarlar, galeriler birer sanat otoritesi haline gelirken, sanat yapıtının oluşum süreci, malzeme ve göstergeleri müdahaleye açık, günümüz sanatçısı da sadece “üretici” olarak konumlanmıştır. Niteliği ve alt yapısı önemsenmeksizin küratör-galeri sahibi tarafından belirlenen başlığa-içeriğe uygun üretimlerde bulunan “sanatçı”, izleyiciye, içeriği makyajlanmış üründen öteye geçemeyen “sanat yapıtı” profili ile birlikte tüketime dayalı bir sanat inşası sunmaktadır.
“Şimdi ve Burada” sergisinin önemi tam da bu noktada dikkat çekiyor. Yapıt merkezli ilişkinin kurulduğu bu sergide sanatçıların anlatım biçimi, malzemesi ve yaratım sürecine yönelik herhangi bir “sanat otoritesinin” müdahalesine imkan tanımayarak oluşturulan yapıtları, yer yer birbirinden habersiz ele alınmış ortak konuların farklı sonuçlarıyla tek bir başlık altında, sanatçının serüvenini sunmaktadır. Sergide yer alan sanatçılardan Güler Aşık’ın çalışmalarının temelini toplumda varoluş, cinsiyet, dine dair kodların genele/özele yansıyan çatışmaları ve bu çatışmalarla büyüyen bireyin kentin yükselen duvarları arasında kaybettiği çocukluğunun içe dönük yansımaları oluşturuyorken, Ayşe Önuçak’ın çalışmalarında ise nesneler bağlamlarından koparak, izleyicinin algısını yönlendiren/ değiştiren ikonografik bir söyleme dönüşüyor. Sanatçı bu söylemi, belleğin fragmanları halinde, video, kolaj ve yerleştirme gibi tekniklerle izleyiciye sunmaktadır. Çalışmalarını belirsizlik, muğlaklık, tekinsiz haller, patlama gibi kavramlar üzerine kuran Ayfer Karabıyık ise izleyicisini paradoksal bir sorgulamanın içine çekerken, bir diğer sanatçı, Sibel Begeç Balcı’nın eserlerindeki masalsı imgeler ve şiirsel renkler, düş ve gerçek arasındaki gelgiti izleyiciyle paylaşıyor. Serkan Çalışkan’ın kullandığı yazılar; cinsiyet, ötekilik gibi kavramlar aracılığıyla tuval yüzeyinde bir araya getirdiği imgeler gerçeklik sınırlarını zorlarken, sanatçının “otobiyografi ve kurmaca” arasındaki sınırın eridiği eserleri izleyicisiyle buluştuğu andan itibaren başkalaşarak ortak bir dil/kod oluşturma yoluyla yeni bir varlık halini alıyor.Ezberlenmiş bilgilerle tüketilmesi hedeflenen ve markalaşma ideolojisine hizmet eden üretimlerin aksine, oluşum sürecini gizlemeyerek izleyiciye yeni kapılar açan eserlerin yer aldığı sergide, Duygu Sabancılar ise kamusal alanlara uygulanmış yazı/slogan gibi unsurları resim yüzeyine taşıyıp farklı bir yüzeyde farklı kodlar yükleyerek, yeni bir izleyici kitlesine sunuyor. Benzer noktada, endüstri ürünlerinin birleştirici malzemesi olan vidaları eserlerinde kullanan Gökçen Şahmaran da, Duygu Sabancılar ve sergide yer alan diğer sanatçılar gibi, sanatçının eseri oluşturma sürecinde sarf ettiği eforun, duyduğu kaygının ve kullandığı malzemelerin alımlayıcı açısından farklı anlamlar yüklenerek okunduğunu, başlı başına sanat eserinin sanatçı ve izleyiciyi ortak bir paydada birleştirdiğini ve bu misyonu yüklenirken yine de varlığını koruduğunu açıkça gösteriyor.Yeni bir düzlemde, yeni izleyicilere farklı okumalarla hitap eden yapıtlar, yedi sanatçının ortaklaşa belirlediği “Şimdi ve Burada” başlığı altında, “orada” ve “o zaman” diliminde, eserle karşı karşıya kalan “o izleyici”ye kendi hikayesini anlatıyor.

Güneş Hüseyinkulu İstanbul, 2012

"now and here"

“Art, in today’s world, has begun to take part in fast consumption ideology; not until what is art and its value is resolved, Turkish art atmosphere regrettably has found itself in the center of that ideology. In recent years, art associations, fairs and galleries that increase in number have each become art authorities, the formation process, materials and indicators of the artwork are posited as open to intervention, and today’s artists as merely “producers”. Creating in accordance with the qualitifcations and the title/content determined by the curator o the gallery owner –no matter how important is the background–, “the artist” introduces an “artwork” profile that cannot go beyond being a product the content of which wears make up, along with an art construction depending on comsumption, to the viewer.Herein, the essence of the exhibition, “Now and Here”, draws attention. In this exhibition in which the artwork-based relationship is established, the explanandum, materials, works formed ruling out any intervention of any “art authority” unfold the adventure of the artist to the viewer; sometimes under a single topic and with several consequences of the same questions dealt uninformed of one another. Among the artists participating, the existence in society, gender, the battle of religious codes reverberating in the general/the particular, and the introverted reflections of the childhood that the individual lost in the midst of the city’s towering walls provide the basis of Güler Aşık’s works while in the works of Ayşe Önuçak, objects breaking away from the context turn into iconographic discourses manipulating/changing the viewer’s conception; and the artist lays that discourse to the viewer in the shape of a fragmentary memory, by using techniques such as video, collage and installation. As Ayfer Karabıyık who bases her works on the notions like ambiguity, elusiveness, uncanny states, explosion pulls the viewer into a paradoxical questioning, the epic images and lyrical colors in Sibel Begeç Balcı’s works offer the flux and reflux between the fantasy and the real. The writings that Serkan Çalışkan uses, the images he pieces together through the notions such as gender, otherness push the barriers of the real; and his works in which the limits of “ autobiography and fiction” resolve alter, form a common language/code and become a new being from the moment they meet the viewer. In the exhibition that includes works not hiding the formation process and thus opening new doors to the viewer in conrast to the productions aimed to be consumed with learn-by-rote knowledge and serving to the brandization ideology, Duygu Sabancılar, by placing the components practiced in the public sphere –such as scripts and mottoes– on the canvas and attributing different codes in a different surface, addresses a newer audience. Like Duygu Sabancılar and the other artists participating in the exhibition, Gökçen Şahmaran, who makes use of screws that are the connecting materials of industrial products, also in a similar vein, clearly shows that the efforts and anxiety and the materials the artist uses in the process of creating are read by the receiver who assigns different meanings on them, that the artwork alone has the artist and the viewer find the least common denominator, and that it preserves its nature while taking it as a mission.Artworks providing several readings for the viewers on a new plane, under the title “Now and Here” on which all the seven artists have agreed mutually, “there” and in “that period of time”, tell their stories to “that viewer” facing with them.


Güneş Hüseyinkulu İstanbul

2012www.guneshuseyinkulu.com
Translated by Yasemin Ertuğrul